28 Mart 2009 Cumartesi

merhum MUHSİN YAZICIOĞLU VE KADER ARKADAŞLARINA!!!


ALLAHTAN RAHMET DİLİYORUZ...
RUHLARI ŞAD ;

MEKANLARI CENNET OLSUN
YA MUHSİ!!!
Hadsiz acz ve zaaf içindeyim
Düşmanlarım pek yaman
incitenim sayısızdır
Sana şükrüm yetersiz
arzularım hesapsızdır
Fıtratımın diliyle yalvarıyorum dualar ediyorum
İsteyenlerin ve istenenlerin sayısını bilen ancak sensin
Kalbime yoldaş eyle merhametini

26 Mart 2009 Perşembe

CUMA SOHBETLERİ 14 İNCİ !!!!



Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su üzerinden akıp geçsin diye, kabuğunu açmış. Su içinden geçerken, solungaçları yiyecek toplayıp midesine gönderiyormuş. Aniden, yakınındaki bir balık,bir kuyruk darbesiyle kum ve çamur fırtınası yaratmış.İstiridye de kumdan nefret edermiş; zira kum öylesine pürüzlüymüş ki kabuğunun içine kaçarsa son derece rahatsız olurmuş. İstiridye derhal kabuğunu kapamış ama çok geç kalmış; Sert ve pürüzlü bir kum taneciği içeri girip, iç derisi ile kabuğun arasına yerleşmiş. Kum tanesi istiridyeyi ne çok rahatsız ediyormuş. Ama, kabuğunun içini kaplaması için kendine verilmiş olan salgı hücresini hemen çalıştırarak, minik kum tanesinin üstünü kaplamaya başlamış; ta ki, nefis, parlak ve düzgün bir örtü oluşana kadar... İstiridye, yıllar yılı, minik kum taneciğinin üstüne katlar eklemeye devam etmiş ve sonunda müthiş güzel, parlak ve son derece değerli bir inci oluşmuş........

Karşı karşıya olduğumuz problemler bu kum taneciğine benzer, bizi rahatsız ederler ve niye bize bu derece eziyet çektirip asabileştirdiklerine şaşarız;
fakat ; ... azmin getirdiği cesaret ve kuvvetle, sorunlarımızın ve zayıflıklarımızın üstesinden geliriz. ...
daha alçakgönüllü, isteklerimizde daha ısrarlı, çevremizdekilere daha yakin, daha akilli ve sorunlarımıza karsı daha dayanıklı hale geliriz. ...

gizli gücümüzle, yaşamımızdaki pürüzlü kum taneciklerini, bize kuvvet veren ümit ve ilham kaynağı olan değerli incilere dönüştürürüz....

19 Mart 2009 Perşembe

CUMA SOHBETLERİ 13 DOST




Dost !.
Genç adamın biri, Dermiş babasına her gün;
'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'
Baba, itiraz eder,
Olmaz öyle çok dost, hakikisi
Belki bir, belki iki, Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...
Devam eder durur konuşma.
Aralarında başlar bir tartışma,
Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya...
Bir akşam bir koyun keserler,
Ve koyarlar çuvala. Baba der ki oğluna,
'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.
Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adamı,
Koymuşlar çuvala, Dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı,
Gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı.
O dost, bakar ki bir çuvala hem de kanlı,
Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşını,
Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.
Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.
evlat geriye döner. Ama içten yıkılır...
Babasına dönerek; 'haklıymışsın baba' der.
Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.
Baba 'hayır Evlat' der, "benim bir dostum var bildiğim.
Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona."
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.
O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye. Bir çukur kazarlar birlikte,
Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
Üzerine de serpiştirirler toprak.
Belli olmasın diye dikerler sarımsak..
.Genç adam gelir babasına;
'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca,
Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha
Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,
Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.
Sonra gel olanları anlat bana...'
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
Maksadı anlamaktır dostun hakikisini,
babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!
Der ki tokadı yiyen DOST; 'Git de söyle babana,
biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'!
Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...
Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı...
Dost dediğin; fanatik olmalı;
Bütün dünya seni üzdüğünde
Sana moral vermeli.
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok;
Dost matematiksel olmalı; Sevinci çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli... Geçmişi çıkarmalı... Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...
Mevlâna

18 Mart 2009 Çarşamba

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ !!!!!!!!!



Çanakkale AskeriAdına binlerce destan yazılan

Yıllar sonra bir bir anılan

Toprağına taşına yazılan

Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale


Adım adım koşan asker

Düşmanını yenen asker

Vatanını seven asker

Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale


Tüm dünya'ya örnek asker ,

Komutanıyla yürek asker

Vatan millet diyen asker

Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale


Çanakkale geçilir mi sandın

Topuna tüfeğine mi kandın

Türk'ü yenilir mi sandın

Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale


Al bayrakla koşan asker

Ölüm emrini alan asker

Yaralı düşmanı saran asker

Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale


Bu destan anlatılmaz yaşanır

Bu şehitler unutulmaz anılır

Koca Seyit Bismillah der kaldırır

Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale

Ramazan Bilgin Çelik
TÜM ŞEHİTLERİMİZİN RUHU ŞAD OLSUN!!!!!
AYRICA BUĞÜN ANNEMİ N DOĞUM GÜNÜ ONUN DA DOĞUM GÜNÜNÜ NACİZANE YÜREĞİMLE KUTLUYORUM.

12 Mart 2009 Perşembe

CUMA SOHBETLERİ 12 Zengin Kralın Eşleri !.


Bir ülkenin çok zengin kralı varmış.

Bu kral dört eşliymiş. Kral ilk eşini hiç sevmediği gibi ona çok kötü davranır ve üzermiş. Hatta yüzünü bile görmediği de olurmuş.

Kral ikinci eşini çok severmiş. Her şeyini onunla paylaştığı gibi; onu güzel giysilerhediyelerbir birinden pahalı ziynetler takarilk güzel yiyeceği ona tattırmaktan zevk alırmış.Kral üçüncü eşini de severmiş. Onu kıskanırmışta. Hatta kimsenin görmemesi ve onu almaması içinde saklarmış. Zaman zaman onunla gururda duyarmış. Onsuz yapamayacağını düşünürmüş.

Kral dördüncü eşine çok bağlıymış. Ve her düşüncesini her planını ona açar onunla hareket edermiş. Kimi zaman derdini kimi zamanda dostluğunu paylaştığı bu eşine sonsuz bir sevgi de beslermiş.Ve kral birgün ölümcül bir hastalığa tutulmuş.

Hasta yatağında yatarkenbu ölüm yolculuğuna eşlik edecek eşin kim olacağını ikinci eşini yanına davet ederek sorgulamış;

Kral; - Yakında öleceğimbenimle bu ölüm yolculuğunu birlikte yapar mısın?İkinci eş; - Hayır bu imkansız!

Kral; - Neden imkansız?

İkinci eş; - Çünkü sen ölünce bende özgür olacağım. Bu yolculuk sadece sana ait.Kral canı gibi sevdiği eşinden bu yanıtı alınca çok yıkılmış. Kederle başını yastığa bırakmış ve yeni bir umutla üçüncü eşini davet etmiş.

Aynı soruyu ona sorduğunda şu yanıtı almış.

- Hayır imkansız! Çünkü sen öldükten sonra artık ben bir başkasına yar olacağım. Ve seni de unutacağım.Kral böyle bir yanıt karşısında şok olmuş! Canı gibi esirgediği eşinden bu sözleri duymak ona daha da acı vermiş.

Umudu kırılan kral son eşi olan dördüncü eşini hasta yatağına davet etmiş.

Ama o daşu sözleriyle hayal kırıklığına uğratmış

- Canımben seninle ancak mezarlığa kadar gelebilirim. Ondan ötesine tek başına gideceksin. Ancak sana göz yaşlarımla eşlik edeceğim. Üzgünüm!

Ve kral büyük bir acıyla inlemişher şeyini verdiği eşler onu nasılda yalnız bırakmışlardı. Ölümden beter tattığı bu acıyı duyumsarken bir ses duymuş hemen yanı başında;

- Üzülme canım! Ben geleceğim. Seni yaşarken de ölürken de hiç yalnız bırakmadım. Beni her ne kadar üzdüysen de asla sensiz olmadım! Her zaman beni acıtsanda üzmüş olsan da görmek istemesen de ben senin içinde sende benim içimdeydin.Kral hiç beklemediği ve umudunun tükendiği bir anda duyduğu sesin sahibine bakmış. Bu son ölüm anında kendisine gelen ve ona eşlik edecek olan birinci eşiymiş. Hani hiç sevmediği özlemediği hep acı çektirip ve yüzünü bile görmeye tahammül edemediği birinci eşini gördüğünde yüksek sesle inlemiş

.- Ah Tanrım! Keşke bir şansım daha olsaydı!Yaşamda herkes dört eşlidir.

Dördüncü eşimiz ailemiz ve sevdiklerimizdir. Biz ölünce gözyaşlarıyla ancak mezarlığa kadar eşlik ederler.

Üçüncü eşimiz servetimizdir. Biz yok olunca o ardımızda kalır ve bizle gelmez. Başkasına yar olur.

İkinci eşimiz bedenimizdir. Öldükten sonra bizi ilk terk edecek olan eşi artık süsleyemeyeceğiz giydiremeyeceğiz.

Ve ilk eşimiz. İşte hep ona zarar veriyoruz ve onu sevmiyoruz. O ise bize yaşarken ve ölüm anında dahi hatta ölüm sonrası dahi yalnız bırakmayan eşimiz ise RUHUMUZ’dur

8 Mart 2009 Pazar

ALEMLERE RAHMET EFENDİMİZ VE 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ


MEVLİD KANDİLİ TÜM İNSANLIK ALEMİNE..

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ TÜM
KADINLAR ALEMİNE KUTLU OLSUN;

PEYGAMBER EFENDİMİZ KADINLARA ÇOK ÖNEM VERİRDİ İŞTE KISA BİR ÖRNEK (ne kadar ince değilmi ?



Peygamberimiz ashabıyla otururken bir kadın içeri girer. Oturanlardan biri ayağa kalkar ve yerini kadına verir. Hz. Peygamber (sav) bu ince ve nazik harekete ilgisiz kalmaz. Yer açana sorar:"Bu kadın senin annen mi?"Adam, "Hayır" der.Peygamber Efendimiz bu sefer:"Peki kardeşin veya başka bir tanıdığın mı?"Adam tekrar "Hayır, değildir" der ve cümlesine şöyle devam eder:"Sadece ona saygı göstermek için yer açtım."Bu söz üzerine Peygamber Efendimiz, "Allah da sana cennette yer açsın! Sana genişlik versin" diye dua eder...

HEPİMİZ ANANLARDAN DEĞİL UYGULAYANLARDAN OLALIM..
SEVGİLERİMLE!

5 Mart 2009 Perşembe

CUMA SOHBETLERİ -12 AYNA



Doğu ülkelerinden birinde yüksek bilinç öğretilerinin verildiği ''Zen Dergahı'' nda öğretiye tamamlanmış birine törenle bir kitap armağan edilir.Kitabı alan kişi, sayfaları açar bakar ve yüzündeki şaşkınlık ifadesiyle çevresine, gördüğünden ötürü oluşan hayretini yansıtır. Bu töreni izleyen yeni öğrencilerden biri kitabın bu kişide yarattığı şaşkınlıktan ötürü içindekini merak eder. Ancak, tüm çabalarına karşın kitabın içindekilerini öğrenemez. Öğreti bitmeden, bu kitaba el sürmek olanağı olmadığını kendisine anlatırlar.
Çaresiz dayanmış, öğretileri yutarcasına beynine katmaya, benimsemeye çabalamış dergahın yeni öğrencisi... Sonuçta beklediği gün gelip çatmış. Mezun olurken tören düzenlenmiş ve kendisine o kitabın bir eşi armağan olarak sunulmuştur. Yıllardır, törende alacağı kitabın içindekileri merakla bekleyen bu öğrenci kitabı aldığı halde açmıyor her nedense artık içindekileri merak etme gereği duymuyormuş! Çünkü, öğrendiklerinin dışında yer yüzünde önemli hiçbir bilginin olmadığını düşünüyormuş.
Ancak, kitabı ona armağan eden hocası üsteleyince açıp bakmış... bakmış ki ne görsün; kitap, içinde ayna bulunan iki yapraktan ibaret! Sayfalar arasında yazı yerine aynada kendisini görünce olanı kavramış öğrenci... meğerse, bunca yıldır öğrendiği yalnızca kendisiymiş.
Bu öyküde de anlatıldığı gibi insan bir evrendir, ne varsa kendindedir.

3 Mart 2009 Salı

ÇOCUKLUK ANILARIM.....


Ben çocukluk hikayemi; annemin bana doğuma gittiği andan itibaren kısa kısa anlatayım .sizlereee..

annem benim doğumumdan önce 1 hafta hastanede kalmış koma halinde doğum (sezaryen) a giderken babam a doktor ya bebek ya hanım demiş hangisini kurtaralım..tabiki ANNEM ... ama yiyecek lokması olan bende kazasız belasız doğmuşum ... hastane adım cimcime neyse kendimi bildiğim 3 yaşları falen ... bursada telefriğe binilecek ve ben kayıp ben oradaki görevli ile muhabbet etmede idim .... ben bebek isterim ben herşey isterim yoktan da anlamam!sonra da hızla karşıdan karşıya geçtim cadde de ise vızır vızır arabalar geçmede ...

ozamanBABAM DAN OKKALI Bİ DAYAKTA YEDİM ....
çocukken ben okuma yazmayı öğrenmek için güya okula gidiyorum önlük çanta beslenme tam techizat mahallede dolaşırdım yaşım küçük 4 falan sonrada eve gelirdim ...ders yapardım ..
çocukken evimizin bahçesinde erik. erik ağacında salıncak sallanırdım dut ağaçlarından inmezdim... erkek çocuklarıyla misket, top oynardım hep yenerdim onları ...sonra yaş 7 ortanca kardeşim olacak annem hastanede 1 hafta kalacak ben çok kıskanmışım kardeşimi (PAŞANIN ANNESİ)hasta olacak kadar ...ben hastayım ateşlendim babam beni hastabeye ACİLE götürdü bu arada takside istifra ettim çok üzüldüm amcanın arabasını kirlettim diye ... ben çok korkuyorum .. doktordan neyse ertesi gün ben halamda yatıyorum benim ellerim ve ayaklarım resmen ters döndü halam (allah rahmet eylesin )çığlık çığlıga babamın işyerini aradı babam hemen geldi beni kendi doktoruma götürdü ...
BABAM bu çocuğa ne oldu ;
DOKTOR:çocuk felci geçiriyo yarım saat geç kalsaydın iyileşmeyecekti ...
ama neyseki 20 tane iğne verdi hemen orda iğne vurdu
ben sabah akşam halamın sırtında iğneci teyzeye gidiyordum...hala hiç unutamam sanki dün yaşadım... okulda çalışkandım ..11 yaşlarında ise artık ev işlerini çarşı pazarişlerini ben görüyodum 3 kardeşte (ge-ce ) de geldi nisan 1 de erkek beklerken 3 kız olduk ...
O ZAMANLAR TÜP KUYRUKLARI - YAĞ KUYRUKLARI -EKMEK ALMAK İÇİN FIRINDA SIRA BEKLERDİK SAAATLERCE ...
Annem terzi olduğundan anneme de yardım ederdim diktiklerinin ütülerini ben yapardım .orta okula başladığım ilk gün formamı ütüleceğim elektrik kesilmişti. bende benim oyuncak ütümle tüpün üstünde ısıtarak ütülemiştim...
aslında çok yazılacak şey var hayatımda burada kesiyorum ....
BENDE SEVGİLİ
GAMZELİ ANNE, ,LAVANTİN İ MİMLİYORUM SEVGİLERİMLE...