26 Haziran 2009 Cuma

CUMA SOHBETLERİ 27 OK YAY VE HEDEF



Bir japon ok ustası öğrencisine ; 'sonuna kadar gerilmiş bir yay,tüm evreni içine almış demektir.işte bunun için yayı doğru biçimde germeyi öğrenmek çok önemlidir' der.. Zen okçuları ise,yayı doğru gerebilmek için vücudun gergin olmamasını,aksine ,bir bebeğin parmağı tutması gibi kuvvetli fakat yumuşak ve amaçsız olmayı öğütler...


Çünkü ; Doğru yolda amaç güdülmez... Hedefi vuracağım diye ne kadar çabalarsanız o kadar başarısızlıkla karşılaşacaksınız. amaçtan o kadar uzaklaşmış olursunuz çünkü amaç hedefi vurmak değildir,hedefe bizzat ulaşmak nihayetinde hedef olmaktır.. Bir şeyi başarma tutkunuz yolunuza çıkmış en büyük engeldir...

Zen , hedef gütmeyi zihinden silerken,hedefe giderken aradaki tüm amaçları kardırmayı öğretiyor. Ok ve yayı dahi... Onların hareketin en yüksek kertesi hareketsizlik..

Belâgatin en yüksek kertesi suskunluktur gibi...
Büyük usta isimli öyküde ustanın öğrencisine verdiği ders anlatılır ;
yeryüzündeki en iyi okçu olmayı hedefleyen yetenekli fakat genç adam,yaşayan en büyük yay ustasını aramaya koyulur.Sonunda bulduğu usta öyle ihtiyardır ki gözleri neredeyse hiç görmez,kamburluktan saçı sakalı yere değer..

Okçulukta sandığım kadar usta olup olmadıımı ölçmek için buraya geldim der genç adam ustaya ..Ve genç adam, yayına yerleştirdiği tek ok ile oradan geçen kuş sürüsünden beşini yere yere düşürür..

Üstad hoş gören bir tavırla gülümser ve konuşur ; ''sadece ok ve yayla nişan almak denir buna.. hedefe oksuz yaysız isabet etmeyi öğrenemedin'' der...


Az ötede eski hikayelerde anlatılan üç bin endaze derinlikteki uçuruma seğirtir. Bu uçurumun en ucundaki yerinde oynayan bir kaya parçasının üzerine çıkan Kan Ying usta, çok yükseklerde uçan bir akbabayı gözleriyle takip etmeye başlar.. elleri boştur.. Görünmeyen bir yayın üzerine görünmeyen bir ok yerleştirir. Üstad yayı yeterince gerip bıraktığında genç adam bir ıslık sesi duyar gibi olur. Ak baba uçamaz haldedir. Çünkü usta, kudreti, noktaya yönlendirmek için ok'a ve yay'a gerek duymamaktadır...
HERKESE HAYIRLI CUMALAR VE HAFTA SONLARI

19 Haziran 2009 Cuma

CUMA SOHBETLERİ 26 HIZIR (a.s)!..


Ramazan.. Cuma günü.. Cuma vakti.. Cemaat tek tük camiye gitmekte..

İmam kürsüde..
Girenlerin arasında. O… Hızır.. Hızır (a.s.) da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor.
Kürsüde imam sohbete başlıyor. Hızır’ın (a.s.) yanına kırklı yaşlarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta… Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak.

Hızır (a.s.) adamı dürtükleyerek “Uyuyacaksın” der.

Adam: - Uyumam beni rahat bırak.. Hızır (a.s.) ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek;

Uyuyacaksın dedim” der. Adam: - Bende sana uyumam, beni rahat bırak dedim.

Hızır olduğunu söylerim, buradan çıkamazsın.

Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz. Hızır (a.s.) susar ve gözlerini kapar, boynunu büker


ALLAH’a yönelerek: - Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştir ki bendeki listede bunun ismi yok.”

Cevap gelir: - Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var.

O ise benim sevdiklerimden…..

hayırlı cumalar ...

hayırlı hafta sonları!..

11 Haziran 2009 Perşembe

cuma sohbetleri 25 karışmam allahın işine!!

Karışmam Allahın İşine
Baba erenler bir gün hamama gitmiş. Güzelce yıkanmış, temizlenmiş, göbek taşına uzanıp keyif çatmaya başlamış. Derken, gözü hamamın içinde dolaşan, milletin ayakları altında ezilen hamam böceklerine takılmış. Bektaşi ister istemez düşünmüş ve içinden Allah'a seslenmiş: Yüce Allah'ım, hikmetinden sual olunmaz, lakin ne diye şu hamam böceklerini yarattın? Zavallı hayvanlar, hepsi de kara kuru, çirkin, hiçbir işe yaramaz. Bir de böyle hamam köşelerinde ordan oraya koştururlar, çile çekerler, ayak altında ezilirler.
Bektaşi biraz daha fikredip hamam sefasını tamamlamış ve evine dönmüş.
Aradan haftalar geçmiş. Bir gün baba erenlerin kaba etinde bir kaşınma başlamıs. Ama ne kaşınma ! Önce tatlı tatlı kaşınırken, bektaşi artık dayanamaz olmuş. Kaşındıkca kaşınmış, kaba etleri yara bere içinde kalmış. İş zevk vermekten çıkıp adeta bir işkenceye donüşmüs.
Erenler artık sırtüstü yatamaz, oturamaz olmus. Tanıdığı ne kadar doktor varsa hepsine kaba etlerini göstermiş, bir çare bulamamışlar.
Bektaşi canı acıya acıya kaba etlerini ovalıyor, resmen şakır şakır kan akıyormuş. Sonunda, al canımı ya Allah diye dualar etmiş. Nihayet baba erenlere şifalı otlar kullanarak her hastalığı iyileştiren bir kocakarıyı tavsiye etmişler.
Erenler, çaresiz, kadını cağırmış, cılk yara olan kaba etini ona da gostermiş. Kadın, Bektaşiye, " derhal uşağını hamama gönder. Bulabildiği kadar hamam böceği toplasın", demiş.
Söylediğini yapmışlar. Şifacı kadın getirilen böcekleri bir tokaçla güzelce ezmiş. İçine çesitli otlar katmış, macun kıvamında bir merhem hazırlamış, bektaşinin kaba etlerine sürmüş. "Bu merhemi iki hafta boyunca düzenli kullanırsanız hiçbir şeyiniz kalmaz" demiş ve gitmiş.
Hakikaten birkaç hafta sonra bektaşi tamamen iyileşmiş. İyileştikten sonra bektaşi bir iş gereği deniz Yolculuğuna çıkmış. Gemi güzel güzel ilerlerken birden fırtına kopmuş. Dev gibi dalgalar gemiyi sanki bir fındık kabuğu gibi ordan oraya savurmaya başlamış.Kaptan duruma bakmış, yolcuları çağırmış ve onlara seslenmiş: Bu fırtınaya dayanamayız. İşimiz Allah'a kaldı ! Herkes dua etsin, belki yüce Allah halımıze acır, fırtınayı uzaklaştırır. Bunun üzerine yolcular bildikleri bütün duaları okumuşlar. Kimisi adaklar adıyor, kimisi eğer kurtulursa yüzlerce fakiri doyuracağını falan söylüyormuş. İçlerinde sadece baba erenler, diğer yolculara aldırmadan bir kenarda fırtınayı seyrediyormuş.
Bunu gören kaptan, bektaşiyi azarlamış: - Bre zındık, herkes dualar ediyor, sen niye bize katılmıyorsun?
O zaman erenler cevabı yapıştırmış:- Bak, kaptan efendi, ben cenab-ı Allah'ın işine bir defa karıştım, aylarca k.mın üstüne oturamadım!. Bundan sonra asla işine karışmam. Gemi onun, ister batırır, ister çıkarır.

hayırlı cumalar hayırlı hafta sonları

5 Haziran 2009 Cuma

cuma sohbetleri 24 AĞA

Köyün ağasıydı, dededen, babadan kalma bir zenginlikti onunki. Malları da, namı da ata yadigârıydı. Varsın olsun. Ona göre, sorun yoktu. Zira, onu köyün bir numaralı adamı yapmaya yetecek kadar malı da vardı, namı da...
Ağa demek, bir bakıma, köyün padişahı demekti. Sözünün üstüne söz gelmezdi. Hele bir gelsin; getiren ya anında özür diler, ya derhal karşısından kalkardı. Hele kalkmasın; başkaları kaldırırdı. Hele kaldırmasınlar; ağa yapacağını bilirdi. Önünde yürüyen de olmazdı, ardından konuşan da. “Ağa”ydı bugüne bugün. Köy küçüktü gerçi, ama ağa büyük adamdı.
Herşey iyi hoştu da, ağanın ağzının tadını kaçıran bir sorun vardı. O da hallolsa, hiçbir sorun kalmayacaktı. Ağa, köyün imamından yana dertliydi. Gerçi kendisinin namaz-niyazla fazlaca işi yoktu. Allah'ını bildiğini, çok sevdiğini söyler; “Yalnız, Allah'la kul arasına girmeye gerek yok” diye eklerdi. Namaz, onunla Allah'ı arasında bir meseleydi.
Yine de, köyün camisine hiç uğramamak olmazdı. “Gavur değiliz herhalde.” Ağa, her Cuma günü en yeni giysilerini giyer, abdestini alır, etrafına toplananların önüne düşer, caminin yolunu tutardı. Yolda beride görenler selam verir, cami kapısında ise köylüler ona yol açarlardı. O da selamları karşılar, kendisine açılan yoldan gururlu bir eda ile ilerler ve en ön safa kurulurdu. Bu arada, kendi safındakilerden bir adım ileride durmayı da unutmazdı.
Buraya kadar sorun çıkmazdı da, sorun bundan sonra başlardı. Zira, hutbesini bitirir bitirmez minberden inen imam, kalabalığı yara yara öne doğru ilerler, tam da ağanın önüne yerleşirdi.
Her Cuma tekrar tekrar yaşanan bu durum ağayı elbette memnun etmiyordu. Ağalık otoritesini rencide eden bu durum, ağa kadar, oğlunun da canını sıkıyor olmalıydı ki, bir keresinde, “Niye babamın önüne geçiyorsun?” diye çıkışmıştı imama. İmam oğlunun bu densizliğini ağaya açınca, ağa da ağzındaki baklayı çıkarmadan rahat etmemişti. “Oğlan yanlış yapmış imam efendi, ama sen de fazla önümde duruyorsun. Bu işi düzeltmek lâzım.”
Bu görüşmenin üstünden çok zaman geçmeden, sorun, hiçbir ilave sorun çıkmadan çözülüverdi. Ağa, en sonunda, muradına erdi. Artık en öndeydi, üstelik hiç itiraz eden de yoktu. İmam dahil.

İmam, “Er kişi niyetine!” diyerek cenaze namazına çoktan başlamıştı bile
HAYIRLI CUMALAR HAYIRLI HAFTA SONLARI!!!!