30 Aralık 2008 Salı

kardeşim gece tarafından mimlendim.

En sevdiğiniz kelime nedir?

MUTLULUK

2. En nefret ettiğiniz kelime nedir?

GECE NİN AYNISI SEN BİLİRSİN (TABİ BEN BİLİRİM)

3. Sizi ne heyecanlandırır?

BEKLENMEDİK BİR DURUMDA İŞLER YOLUNDA GİTMEDİĞİNDE

4. Heyecanınızı ne öldürür?NORMAL ŞEKLE DÖNMEK

5. En sevdiğiniz ses nedir? SEVDİKLERİMİN SESLERİ

6. Nefret ettiğiniz ses nedir? SEVMEDİKLERİMİN SESLERİ

7. Hangi mesleği yapmak istemezsiniz? PAZARLAMACILIK HİÇ YETENEĞİM YOK

8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz? GÜZEL DANS ETMEK

.9. Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz? HÜLYA AVŞAR(BENCE ÇOK BAŞARILI)

10. Nerede yaşamak isterdiniz? YAZLARI SAHİL KASABASINDA KIŞLARI BİR REZİDANS TA

11. En önemli kusurunuz nedir?CİMRİLİKMİŞ

12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi? İnternet,

13. Kahramanınız kim? (PEYGAMBER EFENDİMİZ)

.14. En çok kullandığınız küfür nedir? SALAK GERİZEKALI

15. Şu anki ruh haliniz nasıl? HUZURLU

16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler? İNSAN İSTERSE BAŞARIR AMA KADERDE ÖNEMLİ

.17. Mutluluk rüyanız nedir?DENİZ RÜYALARI

18. Sizce mutsuzluğun tanımı nedir? KENDİNDEN YÜKSEKLERE BAKIP ERİŞEMEMEK HIRSI

19. Nasıl ölmek istersiniz? BEN ZATEN ÖLÜMÜ TADANLARDANIM DÜNYADA İKEN

20. Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın size kapıda ne söylemesini istersiniz?

DÜNYADA İKEN SABRININ SONUCU GİR CENNETE SEVDİKLERİNLE .......

BENde simdi HTC yi ve BAL KÜPÜ nü mimliyorum ..

Ayrıca tüm arkadaşların YENI YILLARI KUTLU OLSUNN ...

yılbaşı patikleri











hediye gelen patikleri sizlerle paylaşmak istedim.hepsi el emeği çok şirin şeyler işte fotoları
(incili,tığ oyası,kirazlı,saç örgülü modeller)

29 Aralık 2008 Pazartesi

ACELE KARAR VERMEK(güzel bir kıssa)


YAŞADIĞIMIZ ZAMAN DİLİMLERİ içinde o an da çok çabuk karar verip zihnimizin oyunlarına kapılıyoruz ve değişik yorumlar yapıyoruz oysaki o olaylar silsilesi farklı durumlar yaratıyor ......

sizlerle çok güzel bir hikayeyi baylaşmak istiyorum..


Çin düşünürü Lao Tzu'nun çok sevdiği bir öyküdür. Bir köyde ihtiyar bir adam varmış.. Çok fakirmiş ama dillere destan bir beyaz atı yüzünden kral bile onu kıskanırmış.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. - "Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı" dermiş hep.. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış; - "Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler.. İhtiyar;- "Karar vermek için acele etmeyin. Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.." Köylüler ihtiyar adama kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.. - "Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.." - "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.." Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden - "Bu herif sahiden bunamış.." diye geçirmişler.. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.. - "Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler.. İhtiyar ;- "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.." Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler.. - "Gene haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.." - "Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış:

"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."

İSTANBUL DA KARRRR!



KAR YAĞIYOR İNCEDEN İNCE

AK ÖRTÜYE BÜRÜNDÜ BU GECE

R KENDİNİ İSTANBULA SERİNCE....


SAAT 17:30 işten çıktığımda lapa lapa kar yağıyordu çook severim karda yürümeyi hemen

bende bizim kızlar gibi gelirken salep aldım yolda içe içe geldim.çok severim bu şekilde yürümeyi....

26 Aralık 2008 Cuma

TEVAZU (MÜKEMMEL BİR KISSA)


Günümüzde unuttuğumuz bir kavram gibi TEVAZU ...... bu kıssayı çok seneler önce okuduğumda çok duygulanmıştım.s izlerlede paylaşmak istedim buyrun okuyalım.


Bir adam helal olmayan yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi birşey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu.
Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helâl değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlâna'ya anlatır Mevlâna ise bu hediyeyi kabul eder.
Adam aynı şeyi Hacı bektaş veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlâna'ya bunun sebebini sorar:
Mevlâna şöyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergahı'na gider ve Hacı Bektaş Veli'ye, Mevlâna'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar.
Hacı Bektaş da şöyle der: - Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlâna'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir..

18 Aralık 2008 Perşembe

CUMA SOHBETLERİ-4 (Kul hakkı-DEDİKODU)


İnsanoğlu, başkalarının hakkını çiğnerken o insanların Allah’ın kulu olduklarını unutuyor.

Ben Allah’ın bir kuluna zulmedersem, Onun kahrına hedef olurum.” diye düşünemiyor.

Bunun içindir ki, kendisine İlâhî ikazlar geliyor. Bu rahmanî ikazlara tercüman olma sadedinde Allah Resulü de (asm.) ümmetini defalarca ve değişik şekillerde ikaz etmiştir. Sadece üç misâl:
“Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.” (Buharî, Müslim)

“Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir. Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir. Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir. Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir. Daha sonra cehenneme atılır.”

“Kaçmayarak, yalnız Allah’tan sevap bekleyip sabrederek, düşmana karşı durduğun halde öldürülürsen, borçlarından başka bütün günahlarına kefaret olur. Bunu bana Cibril söyledi.” (Müslim)

Günümüzde dedikodu (gıybet etmek )en büyük kul haklarından biridir.

bilerek veya bilmeyerek yaptığımız her türlü konuşma yı kapsamı içine alır.

biz çoğu zaman derizki doğruyu söylüyorum onda var olan şeyi söylüyorum.yalan bişey demiyorum .

Peygamber efendimiz (s.a.v)diyorki;

konuştuğunuz şey onda varsa GIYBET ,eğer yoksa İFTİRA olur.

bu yüzden ÇOK DİKKATLİ OLMALIYIZ.DEDİKODU ANINDA DEDİKODUSUNU YAPTIĞIMIZ KİŞİYLE BİZİM BEYNİMİZ ARASINDA BİR TELEPATİ KURULUR .
ONUN HOŞLANMAYACAĞI ŞEKİLDE KONUŞTUĞUMUZ SÜRECE BİZ SEVAPLARIMIZI ONA YOLLUYORUZ. EĞER YOLLAYACAK SEVABIMIZ YOKSA ONUN GÜNAĞINI ALMAYA BAŞLIYORUZ.
BÖYLECE YAPTIĞIMIZ İYİLİK VE SEVAPLARI DEDİKODU MEKANIZMASIYLA DAĞITIYORUZ. NE İLGİNÇ DEĞİLMİ?..........
Ey inananlar! Zandan çok sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” ( Hucurat Sûresi, 12)

15 Aralık 2008 Pazartesi

NİYE ? NEDEN? NE?


Sensizlik anlamını yitirdi bu ızdırap niye?

Yanlızlık niye.sevmek , sevilmek niye?

Sevdiğin saydığın uğruna yollar açtığın,

dünya niye madde niye mana niye ?


Bi habersizim kendimden,sevdiğimden neden?

Bülbül neden ,diken neden,gül neden?

Vazgeç yaratılanın sonsuz derdinden.

Zulum neden acı neden keder neden.


Ah! bir sorsalar ağlayan bu kalp ne ?

Ah etmek ne gülmek ne ağlamak ne?

Serzenişte bulunan diller bir sussa.

Susmak ne konuşmak ne dinlemek ne!

13 Aralık 2008 Cumartesi

B'en,B'eden,B'eyin

B'en bir yolcuyum!
Dünya b'enim durağım.
B'eyin ve B'edenle kendimi
bu aleme sunarım!
B'en tek varım.
Ama ayrı ayrı görürüm.
Kendimi B'eden sanıp
B'edenle eden arasında kalırım!
B'eyin tümel
B'en ise tümelden ayrı mı?
B'en oysa istersem B'en diye !
Ne b'eyin kalır! ne de b'eden denen elbise....

bu şiiride anlık bir esinti

11 Aralık 2008 Perşembe

CUMA SOHBETLERİ-3 (Dua müminin silahıdır.)

hayatımın dönüm noktalarından biri 1999 yılıydı bu kitapla tanışmıştım .
kitap resmen beni ''OKU'' diyordu . ve okudum hayatımda çok şey değişti .bu kitabın içinde her derde deva zikir formülleri var .
işte size kitabtan alıntı
dua-zikir
Beyninizdeki olağanüstü kuvvetten haberiniz var mı? Beynin YÖNLENDİRİLMİŞ MİKRODALGA üretme tekniği DUA! Beynin, KUVVET, BECERİ VE EK KAPASİTE kazanma tekniği ZİKİR... Kuran ve Hadislere dayanan DUA ve ZİKİR örnekleri, özel zikir formülleri... ZİKİR niçin Arapça orijinali ile yapılmak zorundadır? ZİKİR çeken deli mi olur? Niçin KİŞİYE ÖZEL ZİKİR? DUA VE ZİKRİN kaderle bağlantısı...
Gökte ve ötende sandığın TANRI'nı terket; sonsuz - sınırsız ALLAH'a yönel; O'nun, her noktada ve zerrede mevcût olduğunu farket; ve O'nu GÖNLÜNDE bulmaya çalış!. Sonra iste O'ndan, ne istersen!.. Eşini, işini, aşını; ister mevlânı, ister şifânı!
Bil ki, seni, her isteğine ve her arzuna kavuşturacak tek şey DUA ve ZİKİR'dir. Bil ki dostum; her zerrede tüm özellikleriyle mevcut olan ve kendinden gayrının varlığı aslâ sözkonusu olmayan ALLAH, SENDEN SANA İCABET EDECEKTİR!.
SEN, bilesin ki, yeryüzünde “HALİFE”SİN! HALİFE olarak sana, gönlüne, BEYNİNE bahşedilmiş yüce güçlerden haberin var mı? DUA ile ZİKİR ile, o muhteşem BEYNİN ile, kendindeki mekanizmayı harekete geçirebileceğinden haberin var mı?... “EN GÜÇLÜ SİLAH” olarak sana bağışlanmış DUA mekanizmasını biliyor musun?
Fakîr, garîb, nîce kişiler DUA ve ZİKİR ile nîce ZALİM SULTANLARI helâk ettiler!. Nîce yoksullar, büyük zenginliklere hep DUA ve ZİKİR ile eriştiler!.. Nîce, dertli, sıkıntılı, hastalıklı, ezâ, çile çekenler, hep kurtuluşu, selâmeti DUA ve ZİKİR'de buldular!..
SENDE, dünyanın en güçlü silâhı olan DUA ve ZİKİR cihazı mevcuttur. BEYNİNDEKİ, GÖNLÜNDEKİ bu en güçlü silâhı kullanmasını öğrenerek; bu yaşadığın dünyanın ve ölümötesi yaşamın tüm güzelliklerine erişebilirsin!..
Ya da, DUA ve ZİKİR mekânizmasını kullanmaz, paslandırıp, bir kenara terkedersin, ki bunun cezasını da sonsuza dek çekersin!.. Sana, karşılıksız, bedava verilmiş bir mekanizmadır bu! Hibedir! DUA ve ZİKİR için kimseye muhtaç değilsin ve kimseyi aracı koymak zorunda da değilsin!
İster, bu kitaptan yararlan; ister gönlünden geldiği gibi yönel! Ama kesinlikle, kendindeki, bu dünyanın en kıymetli cihâzı olan DUA ve ZİKİR cihâzını kullanmasını öğren.
Göreceksin dünyan nasıl güzelleşecek.
ahmet hulusi

O.D.G

Bayram yine geldi ve geçti her geçen gün gibi.......2 gün izinli idim bayram günü 3, ve 4 günü çalıştım bayram günü çalışmak hiç hoş olmasada bizim işyeri (yani çalıştığım işyeri)umumi olduğundan bi bakıma mecbur... her neyse bayramın 2. günü alışveriş merkezinden küçük kızım ile beraber indirimden kitap aldık ve okuma yarışına girdik tabi ben önce bitirdim.kişisel gelişim serisine ait bu kitabın yazarı bir rahip NORMAN VİNCENT PEALE
KİTABIN ADI OLUMLU DÜŞÜNMENİN GÜCÜ......
Gerçekten insan hayatını yöneten düşünce gücünden bahsediyor...ve olumlu düşüncenin hayatı nasıl değiştirdiğini gözler önüne seriyor.okunması tavsiye edilir.
duanın pozitif etkisini anlatıyor.zihinden nefret ve korku düşüncelerini boşaltmasını yerine sevgi ve huzur düşüncelereni doldurmasını istiyor.olumsuz düşüncelere değil olumlu düşüncelere yer verilmesini istiyor......
Özellikler
Orijinal Ad : The Power of Positive Thinking
Yazarı : Norman Vincent PEALE
Çeviren : Şahin CÜCELOĞLU Yayınevi : Sistem Yayıncılık
Yayın Tarihi : 1999,5
Yayınlandığı Yer : İSTANBUL
ISBN : 9753220138
Sayfa Sayısı : 264 Sürüm : 4
Ebat : 196x135x16 Ağırlık : 254 Kitap Kağıdı
Kapak : Normal
"Bu kitabın yazılış amacı çok basittir. Ne bir edebi ustalık, ne de bilimsel bir yol gösterme iddiasında bulunur. Sizi doğrudan harekete geçirmeyi arzulayan ve kişisel gelişmenizi ön planda tutan bir el kitabıdır. Kitabın tek amacı mutlu, huzurlu ve değerli bir hayat sürmenize katkıda bulunmaktır. Bu kitabı, düşüne düşüne ve anlatılan öğretileri dikkatle özümseyerek okur, uyulması istenen ilke ve formülleri içtenlikle ve sabırla uygulamaya koyarsınız, kendinizde şaşırtıcı bir gelişim olduğunu gözleyebilirsiniz. Bu metinde öğretilen teknikleri uygulayarak, içinde yaşamakta olduğunuz koşulların sizi yönlendirmesine izin vermeden kontrol altına almayı başarabilir, çevrenizde daha popüler, daha saygın ve beğenilen bir kişi olabilirsiniz."

6 Aralık 2008 Cumartesi

KURB-AN

KUR AN ,İNS AN ,KURB AN, ne kadar benziyor hepsi AN da vuku bulan ins kur an la kurb a(YAKINLIK) Eriyor(içimden öyle geldi ).......
Bütün ins ve cins aleminin kurb an bayramı KUTLU OSUN. HAYIRLI BAYRAMLAR DİLİYORUM...

4 Aralık 2008 Perşembe

CUMA SOHBETLERİ-2(HAMD ve ŞÜKÜR)



GÜNLÜK HAYATTA BAZI KELİMELERİ yanlış kullanıyoruz bunun bilincinde değiliz.


işte bunlardan biri hamd ve şükür kelimeleri ;

Allah’tan sakının ki şükredebilesiniz.) [Nisa 123]

(Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım.) (İbrahim 7)

Allahü teâlâ, şükredene bol bol nimet verir.
(Fâtır 30)Hazret-i İbrahim, Rabbinin nimetlerine şükretti, Rabbi de onu doğru yola iletti. (Nahl 121)
şükür nimeti arttırıcı yönde vuku bulur kul haline şükrederse bulunduğu duruma göre nimeti artar.

hamd ;alemlerin rabbı Allaha mahsustur.Kul un hamdı ;
Hamd ederken nimetleri de, elemleri de sevilmektedir. Çünkü Allahü teâlânın verdiği elemler, nimetler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Nimet zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamd edilir. Şükür ise nimet zamanlarında olur, nimet kalmayınca, ihsan bitince şükür de kalmaz...

biz bu 2 kelimeyi yanlış kullanıyoruz MESALA BİR KAZA ESNASINDA DURUMUNDAN MEMNUN OLMAYAN KİŞİ (YARALI OLAN BİR KİŞİ )ALLAHA ŞÜKÜRLER OLSUN DERSE ;



ALLAH TARAFINDAN VERİLEN BU SIKINTININ ARTMASI YÖNÜNDE BİR TALEPTE BULUNMUŞ OLUR.(Verilen bu durumun artması yönünde ) bu durumda allaha hamd olsun demelidir.(hamdın durdurucu etkisini kullanmalı)



BUNA KEZA MUTLU OLDUĞU durumlarda nimeti gördüğü durumlarda şükür etmesi (nimetin artması yönünde bir talep oluşturur)hamd etmek ise bu durumlarda durdurucu etki yaratır .


bu farkı bilip bence öyle uygulayalım. mesala GECE şu anda sıkıntılı bir durumda o bu zamanları için Allaha hamd olsun demeli;(allaha şükürler olsun dememeli);.........



3 Aralık 2008 Çarşamba

SÜLEYMANİYE CAMİİ NİN GİZLİ ANLAMLARI




Biz anlamakta zorlanıyoruz O bulmuş
Akıllara durgunluk verecek gizemli bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?. Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemini göstermek adına inşa ettirildi.Bu görev, tarihin en büyük ustası Mimarbaşı Sinan'a verildi. Camii ve külliyesi 7 senede bitirildi. Ancak 7 yıllık bu uzun süre Kanuni'nin canını sıkmıştı. Sinan'ın yapıyı neden bir türlü açmadığını anlamamıştı. O sırada her taraftan da dedikodular yağmaya başladı Sultan'a.Kanuni durumu kendi gözleriyle görmek için bir ikindi vakti Süleymaniye'ye gitti. Muhteşem yapının içine girdiğinde Sinan tam da söylendiği gibi caminin ortasında oturmuş nargilesini tüttürmekteydi. Sultan gözlerine inanamadı. Tok sesiyle ve bütün haşmetiyle '' Bu ne iştir Mimarbaşı '' diye haykırdı. Oysa Mimar Sinan'ın içtiği nargilede tömbeki yoktu. İçtiği sadece suydu.Usta mimar, nargilenin fokurtularını dinleyerek caminin akustiğini ölçmeye çalışıyordu. Mihraptaki imamın sesini, aynı oranda bütün camiye nasıl ulaştıracağını hesaplıyordu. Bunun için Anadolu'nun değişik köşelerinden 65 tane dev turşu küpü getirtti. Bu küpleri içleri boş, ağızları dışarıya gelecek şekilde kubbenin eteklerine dizdirdi. Amacına ulaşmıştı Mimarbaşı.Sesi, yüzlerce metrekarelik mekanın her köşesine, en iyi şekilde yaymayı başarmıştı. Kanuni'de , Sinan'ın niyetini anlamış, ustasını hemen bağışlamıştı.Mimar Sinan yapının içine bir de hava koridoru inşa etti. Elektriğin henüz bulunmadığı o yıllarda, Süleymaniye 275 dev kandille aydınlatılıyordu. Sinan, bu kandillerden çıkan is camiye zarar vermesin ve cemaati rahatsız etmesin diye orta kapının üzerine küçük bir odacık yaptırdı. Binanın değişik köşelerine açtığı oyuklardan giren islerin bu odada toplanmasını sağladı.Şaşırdınız değil mi? Durun, daha bitmedi… Ve adına da İs Odası denilen bu bölmenin içine özel bir nemlendirme sistemi kurdu Sinan. Odada toplanan islerden, dönemin en kaliteli mürekkebini damıttı.Süleymaniye'nin duvarlarında gördüğünüz o muhteşem kalem işleri, yazılar, süslemeler, caminin kandillerinden çıkan isten damıtılan o mürekkeple yapıldı. Tekrar altını çiziyorum, bunlar günümüzden 458 yıl öncesinin bilimiyle, teknolojisiyle yapıldı.Son Bir Şifre Daha VarHani oyuklar var dedim ya isin bir odada toplanmasını sağlayan , hava akımını içeri alan. Dışarıya çıkıp o iki oyuktan içeriye baktığınızda, birinden caminin içindeki Allah, diğerinden ise Muhammed yazılı dev levhaları görürsünüz. Ayrıca Süleymaniye'nin hangi köşesini, hangi duvarını, hangi açısını ölçerseniz ölçün, sayısal olarak karşınıza Allah kelimesinin ve katlarının çıktığını görürsünüz.Bu düşüncelere durgunluk verecek sanat eseri karşısında insanın Da Vinci'nin şifresi de neymiş diyesi geliyor...Ne dersiniz?!


2 Aralık 2008 Salı

MİSTİK RUHLARA SICAK ÇİKOLATA


MELEKLER MUCİZELER VE ŞİFALAR ÜZERİNE 101 GERÇEK ÖYKÜ...
ARİELLE FORD UN
Kozmik olaylar benim çok ilgimi çeker bazı anlarda hiç olmadık beklenmedik olaylar gelişir.yazar böyle 101 olayı derleyip anlatmış gerçekten ilginç geldi çok çabuk okudum..