24 Nisan 2009 Cuma

CUMA SOHBETLERİ 18 ASLAN DÖĞMESİ


MEVLANA DAN...
Adamın biri görmüş sırtına dövme yaptırmışları, heveslenmiş, aslan dövmesi yaptırmağa gitmiş...
- Bana da, demiş, aslan dövmesi yap!..
- Peki, demiş dövmeci; benim mesleğim dövme yapmaktır.. Gel, otur dövmeyi yapayım..
Dövmeci başlamış iğneyi batırmağa..
- Ayy! Ayy! diye başlamış bağırmağa adam...
- Ne yapıyorsun arkadaş; canım çok yanıyor!..
- Aslanın yelesini yapıyorum" demiş.
- Aman, demiş, yelesini yapma, başka yerini yap!..
Dövmeci başlamış bu sefer sırtının başka yerlerine iğneleri batırmağa.. Adam gene bağırmağa başlamış:
- Aman, dur! Yapma, çok acıyor, neresini yapıyorsun?
- Aslanın pençesini yapıyorum...
- Aman pençesini de bırak, başka yerini yap!.
Dövmeci gene başlamış iğneleri batırmaya..
Bu defa gene bağırmış adam:
- Yine neresini yapıyorsun aslanın?.. demiş.
- Kuyruğunu!..
"Ben vazgeçtim kardeşim, katlanamam bu aslanın acısına!.." demiş "Aslandan da vazgeçtim, dövmesinde de... "
Adam çekmiş gitmiş!.
Şİmdi o hesap, "vahdet" dövmesinin lafını çok eder, sohbetlerini yaparız da; iğneler batmaya başladı mı, kaçımız dövmecide kalır, o meçhuldür!.

HAYIRLI CUMALAR!!!

23 Nisan 2009 Perşembe

23 nisan dünyada ilk tek çocuk bayramı


Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. 23 Nisan 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk başkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayram, bugün dünyadaki tek çocuk bayramı olarak dünya çocuklarının da katılımıyla coşkuyla kutlanacak.

Pamukkale Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın’ın "23 Nisan Milli Hakimiyet ve Çocuk Bayramı’nın Tarihçesi" başlıklı çalışmasına göre, 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılınca TBMM, 1 Kasım’ı Milli Hakimiyet Bayramı kabul etti.

Resmi olarak 1 Kasım gözükse de Meclis’in açılış tarihi olan 23 Nisan "Milli Hákimiyet Bayramı" olarak kutlanmaya başlandı. Çocuk bayramı ise Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin yani bugünkü ismiyle Çocuk Esirgeme Kurumu’nun 23 Nisan 1927’de bugünü "Çocuk Bayramı" ilan etmesi ile başlatıldı.

Bu ilk ’Çocuk Bayramı’nı Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himaye etti. Etkinlikler sırasında Mustafa Kemal Paşa, arabalarından birini çocuklara tahsis etti ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu’nun Çocuk Sarayı’nda konser vermesini sağladı. Yine o yıl ilk defa Çocuk Esirgeme Kurumu’nun bir binası Çocuk Sarayı yapıldı ve düzenlenen çocuk balosuna İsmet İnönü’nün çocukları da katıldı.

1928’deki törenlerde ise çocuklara çeşitli hediyeler dağıtılmış ve ailelerin bakımlı nesiller temin amacıyla ’Gürbüz Çocuk’ yarışmaları düzenlenmişti. Bu yarışmalardan birinde Başbakan İsmet Bey’in (İnönü) oğlu Erdal da birinci seçilmişti.

Haberdeki fotoğrafta ise 1929 kutlamalarında Atatürk ile Ömer İnönü görülüyor.1933’teki törenlerde Atatürk, çocukları makamında kabul edip, onlarla sohbet etti. Sonraki yıllarda liderler Atatürk’ün bu davranışını benimseyerek uygulamaya koydular ve bu tavrı gelenekselleştirdiler.
ATATÜRK ÜN ÇOCUKLARA VE GENÇLİĞE VERDİĞİ ÖNEM ÇOK ÖNEMLİ ......
RUHU ŞAD OLSUN ....
TÜM DÜNYA ÇOCUKLARIN BAYRAMI KUTLU OLSUN...

21 Nisan 2009 Salı

EY ATA !!!!!!!


Yine uyanmaktayım alaca bir sabaha,
Bilirim sabahlar seninle güzel EY ATA!
Doğan güneş gibi doğdun karanlık yurduma;
Bilirim yurdum seninle güzel EY ATA!


Bilmezlermi; insanlar aydınlık seninle var,
Bilirim aydınlık seninle güzel Ey ATA!
Değişmedin yurdumun bir parça toprağını
Bilirim yurdum kanlarla sulandı EY ATA!


Adını Mustafa KEMAL olarak yazdın tarihe!
Bilirim dünya adınla döner EY ATA!
Ne kadar imkansız tarif edemem ama;
Bilirim bağlantın var Hz Muhammed MUSTAFA yla!!!!


şair :VİRGO

17 Nisan 2009 Cuma

CUMA SOHBETLERİ 17 KÖRLER KÖYÜ


Dere tepe, dağ taş dolaşmayı çok seven tek gözlü bi adam varmış.

Yürür yürür gider, gider gider yürürmüş.
Birgün uzaklarda renkleri karmakarışık bi köy görmüş; alacalı bulacalı garip bi köy.
Yaklaşmış köye doğru. Yolları bir tuhaf, evleri bir tuhaf, insanları bir tuhafmış köyün.
Köyün içine girince anlamış meseleyi.
Körler köyüymüş burası. kadınların, erkeklerin, çocukların velhasıl herkesin sımsıkı kapalıymış gözleri.Gezgin tek gözlü adam karar vermiş burda yaşamaya.
"hiç değilse benim tek gözüm var" diyormuş.
"körler ülkesinde şaşılar kral olur derler. Ben de bunların başına geçer yaşarım
" Körlerin gözleri yokmuş ama elleri, kulakları, burunları çok hassasmış.

Kendilerine göre kurdukları bir düzen içinde yuvarlanıp gidiyolarmış.
Adam şaşkın hallerine bakıyomuş onlarin. Yürümeleri, konuşmaları doğrusu başka türlüymüş. Birgün körlerden biri ötekilerden birinin malını çalmış. Sadece tek gözlü adam görmüş bunu. Bağırarak ilan etmiş
"filanca falancanın malını çaldııı"
Körler; nerden biliyosun ki demişler, o kadar uzaktan duyamazsın ki?
Ben duymadım, gördüm demiş adam.
Gözüm var benim, görüyorum... Körler göz diye, görmek diye birşey bilmiyorlarmış.
Uzun zaman içinde çoktan unutmuşlar bu hissi. Ne demek görmek, demişler.
Nasıl görüyosun yani, duyulmayacak mesafeden anlayabiliyo musun ne olup bittigini? Anlıyorum tabi demiş adam. İnanmayız, imtihan edeceğiz seni demişler.
Adamı almış uzakta bi yere dikmişler. Tecrübeleriyle eminlermiş ki o uzaklıktan hiçbişey duyulamaz.
Anlat bakalım demişler, biz şimdi ne yapıyoruz?
Adam anlatmış: oturuyorsunuz, kalkıyosunuz, koşuyosunuz, yemek yiyosunuz, şu şunu yaptı, bu bunu yaptı falan..
Derken körler bi evin içine girmişler, bağırmışlar.
"hadi anlatsana..."içeri girdiniz, göremiyorum ki demiş adam.
Ne olmuş yani içeri girdiysek, elli santim fark var, anlat hadi anlat demişler.
Arada duvar var ama demiş adam, göremiyorum... Körler, sen atıyosun demişler.
Deminki tesadüftü, bak şimdi bilemiyosun... Çıkın dışarı söliyim demiş adam.
Bu kadar mesafeden duyduktan sonra ha içerisi ha dışarısı demiş körler.
"Ama ben duymuyorum, ben görüyorum " diyormuş adam.
Öyle sey olmaz demişler.
Sende bi sorun var. Saçmalıyosun, acayip şeyler sölüyosun.
Hekime muayene ettireceğiz seni. Adamı yaka paça hekime getirmişler.
Hekim de kör tabi. Elleriyle yoklamaya başlamış. Adamın açık olan gözünü kastederek "Buldum" demiş, sorun burda...
Saçmalaması bundan dolayı diyormuş, şimdi düzeltirim ben onu...
Körler ülkesinde kral olmak isteyen gezgin zor kurtarmış kendini onların elinden.Sözün Özü:


KÖRLER GÖRENLERİ ANLAYAMAZLAR. SAÇMALIYOR SANIRLAR VE ONU DA DÜZELTİP KENDİLERİNE BENZETMEK İÇİN GÖZLERİNİ ÇIKARMAYA UĞRAŞIRLAR.

14 Nisan 2009 Salı

14-20 nisan kutlu doğum haftası

ALEMLERE RAHMET OLARAK DÜNYAYA TEŞRİF EDEN O YÜCE ZATIN DOĞUM U KUTLU OLSUN ;
BİZİM BİLİNÇLERİMİZDE İNŞALLAH O NU ANLAMAK İDRAKİ NASİP OLUR.

Annelerin sultanı Peygamberimizin annesi Hz. Âmine son nefesini verirken peygamberimiz kulağına şöyle fısıldamıştır;
“Her yaşayan ölür,
Her yeni eskir,
Her yaşlı göçer,
Ben de öleceğim.
Fakat senin gibi temizBir vekil bırakacağım içinAdım asla ölmeyecektir.
”Hz. Aişe Validemiz;
Eğer Mısır’dakiler Peygamber efendimizin yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı,Güzelliği dillere destan olan Hz. Yusuf’un pazarlığında hiç para vermezlerdi. Bütün mallarını efendimizin yanaklarını görmek için saklarlardı.Zeliha Hz. Yusuf’a âşık oldu diyerek kötüleyen kadınlar Allah’ın Resulünün parlak alnını görselerdi,Ellerinin yerine kalplerini keserlerdi de acısını duymazlardı.”

9 Nisan 2009 Perşembe

CUMA SOHBETLERİ 16 DEDİKODU

Bilge, karşısında duran iki adamı ilgiyle süzerek, "Sorun nedir?" diye sormuş.

Adamlardan biri diğerine işaret ederek,"O, yaptığı dedikodularla sadece benim şöhretimi mahvetmekle kalmadı, bu köydeki pek çok insanın da canını yaktı!" demiş.

Öteki hemen atılmış:
"Üzgünüm... Böyle olsun istememiştim. Tüm söylediklerimi geri alıyorum.
" "Yaa... bunun gerçekten her şeyi düzelteceğini mi sanıyorsun?" diye söze katılmış bilge,
"Yarın köy meydanına kuş tüyü yastığınla gel."
"Nasıl yani?..."
"Dediğimi yaparsan anlayacaksın.
" Ertesi gün köy meydanında buluşmuşlar.
Bilge, adamın eline bir makas vermiş ve yastığı kesip içindeki tüyleri boşaltmasını söylemiş. Yastıktan boşalan tüyler rüzgârla birlikte etrafa savrulunca,
"Şimdi," demiş bilge,
"Bunların hepsini toplayıp bana getir."
Adam saşkınlıkla,
"Ama bu mümkün değil!" diye cevap vermiş.
"Baksanıza, duvarların ardındaki bahçelere kadar savruldular.
Öyle geniş bir alana yayıldılar ki, bunların hepsini toplamak imkânsız...

" "Tıpkı başkalarının hakkında sarf ettiğin sözler gibi" demiş bilge, "Yaptığın dedikoduların nerelere, ne kadar uzak mesafelere kadar gittiğini ve nelere sebep olduğunu bilebilir misin, söylesene?..."

3 Nisan 2009 Cuma

CUMA SOHBETLERİ 15 ACIDAKİ HİKMET




Verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah'ım ;


-- 'Gün gelecek Allah'a bana yaşattığı bu sıkıntılar için şükredeceğimi biliyorum' demişti bir arkadaşım.

Belki de hayatının en zor günlerini yaşıyordu. Zorlukların insana ne kadar büyük dersler verdiğini uzun uzun konuşmuştuk. Bir acının öğrettiğini bin kahkahanın öğretemeyeceği üzerine bir çok örnekler vermiştik o konuşmamız da.
Aradan iki yıla yakın bir zaman geçince arkadaşımın haklı çıktığını gördük. O günlerin acı görünen olaylarının, kendisine ne kadar büyük kapılar açtığını gördükçe 'verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah'ım!' demeye başladı.


Gündüzleri fırsat buldukça bir araya geldiğimiz arkadaşıma O günlerde aşağıdaki hikayeyi yollamıştım.
Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüz yıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun birs anat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
-- 'Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisinki, ben hep böyle değildim yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.
Kadın şimdi hayre tiçindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek:-- 'Nasıl? Anlayamadım?' diyebildi yaşlı kadın.
-- 'Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu.Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp: -- 'Yeter! Lütfendurartık!' diye bağırmak zorunda kaldım.Ama usta sadece gülümsedi ve;-- 'Daha değil!' diye cevapladı beni.-- 'Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm.Döndükçe başımda döndü. Sonunda yine haykırdım: -- 'Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum! 'Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:-- 'Henüz değil!'
--'Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu.Aklımdan şöyle geçiyordu: -- Beni yakarak öldürecek' Fırının duvarlarına vurmaya başladım.Bir taraftan da bağırıyordum: -- 'Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!'-- 'Pencere den onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve-- 'Daha değil!' diyordu.
'Bir saat kadars onra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığındankurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla birfırça getirdi.
-- 'Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
-- 'Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum! ' dedim. Onun cevabı ise aynıydı:-- 'Henüz değil!'
-- 'Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. --'Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!' diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. -- 'Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!' diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine-- 'Daha değil!' diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
-- 'Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, Hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
-- 'Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?'

Ona;-- 'Evet' dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve; -- 'Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.'

- 'Evet bu sensin!' dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel Bir fincan haline geldin.
Eğer sen bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, Kuruyup gidecektin. Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın. Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı. Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu. Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.'
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan Çıktığını hayretle farkettim:

-- 'Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet! Bana zarar vereceğini düşündüm. Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim. Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat Eseri yaptığını görüyorum. Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana Verdiğin için teşekkür ederim…Teşekkür ederim.'
* * * * * *Usta fincanı, Yaratıcı insanı şekillendirir. Yeterki acıdaki hikmeti görelim.