25 Eylül 2009 Cuma

cuma sohbetleri 35 KÖR KUYU



Günlerden bir gün, köyün birinde, bir adamın eşeği, kuyuya düşmüş. Kuyu kör bir kuyu, ağzı tahtayla kapatılmış, üzerine de toprak dökülmüştü.

Zamanla tahta çürümüş, zayıflamış ve toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekememiş.Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranıp, bağırmış kendi dilinde.

Eşeğin sesini duyan sahibi gelip bakmış ki vaziyet kötü. Zavallı eşek kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor.

Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırmış.Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kalmış.
Sonunda karar vermişler ki kurtarmak için çalışmaya değmez.

Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek.Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atmışlar.Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe dökmüş.

Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış.
Köylüler ağzı açık bakakalmışlar.

Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır.
Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.

Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.

Kör kuyuda olsak bile...:)


NE MUTLU DÜŞÜNÜP SİLKİNENLER... ONLARA SELAM OLSUN

ALLAHIN RAHMETİ VE BEREKETİ SİZLERİN ÜZERİNİZE OLSUN

HAYIRLI CUMALAR VE HAFTA SONLARI HEPİMİZİN OLSUN


SAYGILARIMLA VE SEVGİLERİMLE......

18 Eylül 2009 Cuma

CUMA SOHBETLERİ 34 KAVAK AĞACI İLE KABAK



Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş.


Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.


Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:


-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?


-On yılda, demiş kavak.


-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak


-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!


-Doğru, demiş kavak.


Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.


Sormuş endişeyle kavağa:


-Neler oluyor bana ağaç?


-Ölüyorsun, demiş kavak.


-Niçin?


-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.
HAYIRLI CUMALAR HAYIRLI BAYRAMLAR DİLİYORUM ...

15 Eylül 2009 Salı

KADR GECESİ

Muhakkak ki biz Onu (Kurân'ı), (Hz. Muhammed'in a.s.) Kadr gecesinde inzâl ettik! Kadr gecesini(n kadrini, şerefini, haşmetini) bilir misin? Kadr gecesi, bin aydan (seksen yıllık ömür) daha hayırlıdır! Melekler ve Ruh Onda tenezzül eder, Rablerinin izni ile her hükümden. Selâm (hakikati yaşatarak); tâ ki Fecr'in doğmasına kadar (Hakikatin zuhuru ile şuurun vechi
tanımasına kadar). ....

mevlana hazretlerinin her günü kadr gecesi gibi
(KENDİ YOKLUĞUNU HİSSEDİP VAR OLANIN SADECE ALLAH OLDUĞUNU...
YAŞAMAK) ALLAH HERKESE NASİP ETSİN

BUGÜN AHMED BENİM

Mevlâna Celâleddin-î Rûmî
Bugün Ahmed benim,
Ama dünkü Ahmed değil!
Bugün Anka benim,
Ama yemle beslenen kuşcağız değil.
“Enel hak” kadehiyle bir yudum içen, sızdı tanrılık şarabından;
Şişelerle, küplerle içtim ben, yine sızmadım.
Ben sultanların aradığı sultan,
Ben hacetler kıblesiyim.
Gönlün kıblesiyim ben.
Ben Cuma mescidi değilim;
İnsanlık mescidiyim ben.
Ben saf aynayım, sırrım dökülmemiş, paslanmamışım.
Ben kin dolu bir gönül değilim, Tur-i Sina’nın gönlüyüm ben.
Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum,
Benim sarhoşluğumun sonu yok.
Tarhana çorbası içmem ben,
Can yemeği yerim; içerim can şerbeti.
İşte sararttı seni bir gümüş bedenlinin özlemi, altın haline geldin artık.
Sen altına âşıksın, altın benim rengime âşık.
Gönlü saf sufiyim ben,
Benim tekkem alem; medresem dünya benim.
Değilim abalı sufilerden.
İster yakarış eri ol sen, meyhane eri istersen;
Bundan sanki ne çıkar?
Yok Cumartesi imiş, yok Cuma imiş, bence ne farkı var?
Gerçeğin tadını alan er,
Ne altına aldırış eder,
Ne kalender tacına bakar.
Ne tasası vardır, ne kini.
Ey Tebrizli hak Şemsi,
Yüzünü göstermeseydin sen, yoksul çaresiz kalırdı kulun,
Ne gönlü olurdu, ne dini...
Kerâmet kesreti savm-u salât ile bulunmaz,Ana derler kerâmet ki, baka didâra doğru.


ALLAH LAYIKIYLA YAŞAMAYI NASİP ETSİN
CÜMLE KAİNATIN DUALARI KABUL OLSUN
KADRINIZ KUTLU OLSUN..

4 Eylül 2009 Cuma

cuma sohbetleri 33 KELEBEK


Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında, küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi. Adam, bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir firsat bir daha ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi. Dakikalar dakikaları kovaladı, saatler geçmeye başladı, ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı.
Sanki, kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü. Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da, artık yapabileceği bir sey kalmamış gibi geldi ona.

Bu yüzden, kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı. Böylece, bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu.

Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiçbiri olmadi.

Kelebek, hayatının geri kalanını, kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de, asla uçamadı. Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey , kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için gereken çabanın, Allah'in kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu.

Bu gerçeği öğrendiğinde, hayat boyu unutamayacağı bir şey de ögrenmişti: Bazen, hayatta tam olarak ihtiyaç duydugumuz sey, çabalardır. Eğer Allah, hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi, o zaman, bir anlamda sakat kalırdık. Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik o zaman. Ve asla uçamazdık..
HAYIRLI CUMALAR VE SEVGİLER....