30 Ekim 2009 Cuma

CUMA SOHBETLERİ 40 -GERÇEK GÜZELLİK

“Bebeğimi görebilir miyim?" dedi yeni anne.
Kucağına yumuşak bir bohça verildi. Mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu.

Anne ile bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu. Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu.
Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı, ağlayarak ;
- "Büyük bir çocuk bana ucube dedi."
Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi, eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona "genç insanların arasına karışmalısın" diyordu, ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu hakkında görüştü.
- "Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu. Doktor;
- "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası ;
- "Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır" dedi.
Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı. Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu.Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu:
- "Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım."
- "Bir şey yapabileceğini sanmıyorum" dedi babası,
"Fakat anlaşma kesin, şu anda öğrenemezsin, henüz değil."

Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi. Hayatının en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi başında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saçlarını eliyle geriye doğru itti; annesinin kulakları yoktu.
- "Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu"
diye fısıldadı babası
- "Ve hiç kimse, annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?"
Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir.Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir. Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir
HAYIRLI GÜNLER HAYIRLI CUMALAR HEPİNİZE

29 Ekim 2009 Perşembe

CUMHURİYET


Can vermiş,kan vermiş bu millet bu toprağa!

Uyumamış üşümemiş,direnmiş, hain düşmana!

Millet tek yürek kürdü,türkü çerkezi,tatarı .....

HU nasıl bu vatan bölünür? siyasi oyunlarla!

Uğraşır türk insanı aslında ayrılık yok!

Rengi, cinsi ,ırkı ne olursa olsun bu dünya başka yok!

İnsanoğlu birdir aslında ikilik kavramı yok!

Yönetilen ülkemiz cumhuriyet bundan öte bir yol yok!

En çağdaş ve bilimsel rotamız budur! başka alternatif yok!

TÜRKüz türk damarlarımızda asil kanda mevcut başka kudret yok!


cumhuriyetimiz tüm insanlığa kutlu olsun .....



şair virgo

23 Ekim 2009 Cuma

MERHUM MEHMET IŞILDAK HOCA....

ŞU AN EYÜP SULTAN DA CUMA SELASI VERİLİYOR...
EYÜP CAMİ İMAMLARINDAN HAFIZ MEHMET IŞILDAK HOCAMIZI KAYBETTİK ...
ALLAHTAN RAHMET DİLİYORUM ...

CUMA SOHBETLERİ 39 sorumluluk


Vaktiyle her türlü maddi imkâna sahip olmasına rağmen can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakman bir prens vardı Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o odasına kapanır, sürekli düşünürdü Oğlunun bu haline hükümdar babası çok üzülüyordu .


Birgün hükümdar, ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi Bunun için bilgeye bir hafta mühlet verdi Bir hafta içinde bir formül bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de hatırlattı


Yaşlı bilge üç beş gün düşünüp taşındı; aklına hiç bir çözüm gelmedi Bu nedenle canını olsun kurtarmak için ülkeyi terketmeye karar verdi Üzgün, dalgın bir şekilde ülkeyi terkederken, bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan küçük yaşta bir çobanla bir süre ahbaplık etti Bundan cesaret alan küçük çoban yaşlı dostuna “Amca şu hayvanlarıma biraz göz kulak oluver de, ben de şu görünen köyden azık alıp geleyim, bugün azık almayı unutmuşum” dedi Bilge de zevkle kabul etti Bilge, kafası, karşılaştığı olaylarla meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken, bir keçi yavrusu kenarında oynamakta olduğu uçurumdan aşağı yuvarlanıverdi Aşağı inip onu kurtarmadıkça kendi kendine kurtulması da mümkün değildi Bilge küçük çobana verdiği sözü doğru dürüst tutabilmek için kuzuyu kendisi kurtarmaya karar verdi Bu amaçla uçurumun dibine indi Önce kuzuyu sırtına bağladı, sonra tırmanmaya başladı Birkaç tırmanma başarısızlıkla sonuçlandı Ama bilge yılmadı Uğraştı, didindi, zorlandı ama sonunda kuzuyu yukarı çıkarmayı başardı Küçük dostuna verdiği sözü tutabilmek, bunun için de kuzuyu uçurumdan çıkarmak bir süre kafasını öyle meşgul etti ki, kendini bu işe o kadar verdi ki başından geçmekte olan olayı, canını kurtarabilmek için ülkeyi terketmekte oluşunu unuttu Fakat bu durum onun kafasında bir şimşek çakmasına sebep oldu Şöyle düşündü:

Bir kimse ciddi olarak bir işle meşgul olur, bir girişimde bulunup onu başarı ile sonuçlandırmak arzusu benliğini tam olarak kaplarsa, o kimse için can sıkıntısı, eften püften olayları kafasına takmak diye birşey söz konusu olamaz”

Bu gerçek herkes, dolayısıyla hükümdarın oğlu için de geçerlidir Bilge artık kaçma fikrinden vazgeçip hemen geri döndü ve hükümdarın huzuruna çıkarak şu çözümü sundu:


Hükümdarım, eğer oğlunuzun can sıkıntısıdan kurtulmasını, hayata bağlanmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin, zamanını kaplayıcı bir meşguliyet verin Can sıkıntısının, yaşamaktan şikayet etmenin ana sebebi başıboşluktur Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne derece ciddi, sonucu ne derece ağır olursa, kendini o ölçüde can sıkıntısından kurtaracak, yaşama mücadele ve azmi o derece artacaktır


hayırlı cumalar ve hafta sonları

16 Ekim 2009 Cuma

cuma sohbetleri 38 ALLAH YETER



Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah Efendimiz (sav), İsrailoğullarından bir adamı anlattı. O adam, İsrailoğullarından birinden ödünç olarak bin dinar vermesini istedi.

Para sahibi:

- Şahit tutacağım şahitleri bana getir, dedi. Ödünç isteyen adam:

- Şahit olarak Allah yeter, dedi. Para sahibi bu defa da:

- O halde bana kefil getir, dedi.Adam:

- Kefil olarak Allah yeter, dedi. Bunun üzerine para sahibi:

- Gerçekten doğru söyledin, dedi ve belli bir süreye kadar ona bin dinar verdi. Derken, borç alan adam deniz yolculuğuna çıktı ve işini gördü. Sonra borçlandığı adama gelmek üzere binmek için bir gemi aradı. Çünkü belirledikleri ödeme tarihi geliyordu. Fakat adam, bir gemi bulamadı. Bunun üzerine kalın ve kuru bir ağaç parçası alıp onu oydu. İçine bin dinar ile o arkadaşına yazdığı bir mektubu koydu. Sonra o oyuk yeri sıkıca kapatıp düzeltti. Ve onu deniz kenarına getirerek;

"Allahım! Sen biliyorsun ki, falan kimseden ben bin dinar ödünç istedim. O benden bir kefil istediğinde ben 'Kefil olarak Allah yeter' dedim.

O, Sen'in kefaletine razı oldu. Benden bir şahit istediğinde,

ben yine 'Şahit olarak Allah yeter' dedim. O da Sen'in şahitliğine razı oldu.

Vadesi gelen şu parayı ona ulaştırmak için bir gemi bulmaya çalıştım, ama bulamadım. Artık ben şu bin dinar borcumu Sana emanet ediyorum" dedi ve onu denize attı.

Nihayet o emanet denize girdi ve kendisi oradan ayrıldı. Adam, kendisini memleketine götürecek bir gemi bulmaya çalışırken; alacaklı da onun dönmesini umarak kıyıya gelmiş, onu gözlüyordu.

O sırada aniden içinde para olan tahta parçasını kıyıda gördü. Yakacak niyetiyle onu alıp evine götürdü. Evde onu parçalayınca içindeki parayı ve mektubu gördü.

Sonra borçlu adam geldi ve alacaklıya bin dinarı uzatarak:

- Vallahi, paranı zamanında sana getirebilmek için devamlı gemi aradım, fakat bundan önce bulamadım, dedi. Alacaklı adam:

- Sen bana bir şey göndermedin mi, diye sordu.

Borçlu: - Şu geldiğim günden önce bir gemi bulamadığımı sana söylüyorum, cevabını verdi. Bunun üzerine alacaklı:

- Şüphesiz Allah, tahta parçası içinde gönderdiğin borcunu senin namına ödedi. Artık getirdiğin şu bin dinarı güle güle götür ve harca, dedi.
ALLAH CC GÜVENEN VE DAYANAN HER İNSAN MUTLAKA O NUN YARDIMINA NAİL OLUR
SEVGİLERİMLE HAYIRLI CUMALAR VE HAFTA SONLARI

9 Ekim 2009 Cuma

cuma sohbetleri 37 darı





Adamın biri kendini darı zanneder, nerede tavuk görse köşe bucak kaçarmış.
Akıl hastanesine yatırmışlar. Uzun süre tedavi görmüş, sonunda Hekimi, iyileştiğine kanaat getirmiş, yanına çağırmış:



“İyisin değil mi evladım, artık darı değil koca bir adam olduğunu anladın! Kendini darı zannetmek gibi bir sorunun yok sanıyorum artık!”
“Evet, iyiyim,” demiş adam, “darı olmadığımı iyi öğrendim!”
Ve taburcu edilmiş. Hekimiyle vedalaşmış, hastaneden çıkmış..



Ne var ki çok geçmeden, Hekim bir bakmış, adam kan ter içinde koşarak geri gelmiş!
Hekimi, “Ne oldu evladım, bu halin ne, neyin var?” diye sormuş!



Adam, “Efendim!” demiş, “Bende sorun yok! Ben darı olmadığımı öğrendim de...


Bunu tavuklara da öğrettiniz mi?..”






:)))))))))
sevgilerimle hayırlı cumalar

2 Ekim 2009 Cuma

cuma sohbetleri 36 AHDE VEFA





Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler.

Derler ki : -"Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü.

Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.

" Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek :

- Söyledikleri doğru mu? diye sorar , Suçlanan genç der ki :

- Evet doğru. Bu söz üzerine Hz Ömer;

- Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar: Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki :

- "Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım.

Ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi.

Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor, hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı, atıma bir taş, attı atım oracıkta öldü.

Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret.

"Bu söz üzerine Hz Ömer:

- "Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin" dedi.

Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:

- "Efendim bir özrüm var" diyerek konuşmaya başlar;

"Ben memleketinde zengin bir insanım, babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah(c.c.)(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum" der.

Hz. Ömer dayanamaz der ki :

- "Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?!" Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:

- "Bu zat benim yerime kalır."… O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken Cennet'le müjdelenen Amr İbn-i As' dan başkası değildir. Hz.Ömer, Amr'a dönerek,

- "Ey Amr, delikanlıyı duydun" der. O yüce sahabi:

- "Evet, ben kefilim" der ve genç adam serbest bırakılır. Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr Ibn-i As'a verilecek idam cezası yerine, maktulün diyetini vermeyi teklif ederler; fakat gençler razı olmaz ve "babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz" derler. Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir. Der ki :

"Bu kefil babam olsa farketmez cezayı infaz ederim." Hz Amr Ibn-i As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki :

- "Biz de sözümüzün arkasındayız." Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.Hz. Ömer gence dönerek der ki:

- Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı, neden geldin?" Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz insanı için pek de önemli olmayan):

- "AHDE VEFASIZLIK ETTİ" demeyesiniz diye geldim der. Hz.Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibn-i As'a der ki:

- "Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun. Nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?" Amr Ibn-i As (Allah(c.c.) kendisinden ebediyyen razı olsun), vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir, - "Bu kadar insanın içerisinden beni seçti.

"INSANLIK ÖLDÜ " dedirtmemek için kabul ettim" der. Sıra gençlere gelir, derler ki :

- "Biz bu davadan vazgeçiyoruz." Bu sözün üzerine Hz Ömer ra. :

-"Ne oldu, biraz evvel "babamızın kanı yerde kalmasın" diyordunuz ne oldu da vaz geçiyorsunuz?" der. Gençlerin cevabı da dehşetlidir :

-"MERHAMETLİ İNSAN KALMADI" DEMEYESİNİZ DİYE ...


NE KADAR ULVİ ERDEMLER ama günümüzde pek kalmadı galiba ...

hayırlı gün ve hafta sonları sevgiyle hoşçakalın!....